Menü

KURBAN; İNSANIN YOKOLMA KORKUSU VE YOKETME İÇGÜDÜSÜNE İLİŞKİN RÜTÜELDİR / BABÜR PINAR

 

 

Tanrılar için ya da bir inanç uğruna canlıların kurban edilmesi geleneğinin kökeni binlerce yıl öncesine dayanıyor. Yazının keşfinden önce kurban ritüellerinin ne olduğu hakkında kesin bilgi yok. Ancak antik dönem insanına ait yazı ve resimlere ulaşıldıkça, kurban ritüeli hakkında genel bir bilgiye ulaşması da mümkün oldu.

Tek tanrılı dinlere ait belgelerde; kurban konusunda oldukça teferruatlı bilgi yer almaktadır.

İslam dininde kurban konusunda Kuran’da yer alan ayetler açıklayıcıdır ve hatta hangi hayvanların nasıl kurban edileceğine ilişkin kuralları açıklayan ayetler dahi mevcuttur.

(Bakara suresi ayet-196) da “Haccı da, umreyi de Allah için layıkıyla tam yapın. Fakat herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız, Kurbanlardan hangisi sizin için kolaysa (deve,sığır ve davar cinsinden) onu kesmek size VACİPTİR….” açıklaması kurban edilecek hayvanların türünü belirtir.

Kurban kesmek ritüelinin amacı ile ilgili olarak da Hac suresi ayet-34 de : “Biz her ümmete hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye KURBAN KESMEYİ FARZ KILDIK. Şimdi ilahınız bir tek olan Allahtır. Öyle ise O’na teslim olun. İhlaslı ve mütevazi olanları sen müjdele.” der.

Kevser suresi,ayet-2 de Kurban ile ilgili; “O halde namaz kıl ve kurban kes.” tir.

Hac suresi,ayet-36 da ki; “Biz kurbanlık hayvanları da Allah’ın size verdiği ve dinin alametleri (işaretleri-belgeleri) kıldık. Sizin için bu kurbanlıklarda bir hayır vardır…..”

Açıklamasıyla, kurbanın dinin alameti (temel unsuru) olduğu vurgulanmaktadır.”

Ayetlerde de açıklandığı üzere kurban; oruç gibi, namaz gibi farz kılınmış bir ibadettir. Farz; dinin olmazsa olmaz eylemini betimler. Kurban, İslam dininin esasına ilişkin ve tali olmayan bir pratiktir.

Ayetlerden de anlaşılacağı gibi kurban; tanrıya adanmanın, tanrıya teslim olmanın ifadesidir. Her din için kurban eylemini gerçekleştirme amacı aynıdır.

Kuran’da geçmese de İslam dini çevrelerinde, Tartışılmaz İslam anlatısı olarak kabul edilen İbrahim’in oğlu İsmail’i tanrıya adaması efsanesi; insanın tanrıya adanmışlığını sınamak konusu üzerine kurguludur. İbrahim’in hayvanı değil, kıymet verdiği çocuğunu Tanrıya kurban etmesi; insanın amacının sadece ve sadece Allah’ın emrini yerine getirmek olması gereğini ve insanın Allah için en sevdiği şeylerden vaz geçmesinin “gerçek anlamda” adanmak olacağını açıklar. Bu kısasa göre kurban bir TAKVA eylemidir.

Demek ki insanın kurban ritüeline bulduğu gerekçe; adanma, teslim olma ve sınanmadır.

Bu noktada; Şeriatçı örgüt mensuplarının “intihar eyleminin” takvadan (Allah’a gerçek anlamda adanma) fikren ilham aldıkları ve takva pratiğine yakın durduklarını vurgulamak gereklidir.

Kurbanın “farz kılınması”; İslam dininin ortaya çıktığı bölgedeki toplulukların İslam’dan öncede kurban kesmeyi tanrıya tapınmanın ritüellerinden biri olarak benimsemesinden kopuk ele alınamaz; İlişkilidir.

İNSANLIK TARİHİNDE KURBAN RİTÜELİ

Kuran’da Adem’in oğulları Habil ve Kabil’in tanrıya kurban adadıklarına ilişkin ayet vardır. Bu ayet, Kurban ritüelinin ilk insandan beri var olduğu gerçeğinin din kurucuları tarafında da bilindiğini kanıtlıyor. Bu bilgiye tek tanrılı dinler öncesi anlatılara dayanarak ulaşıldığı açıktır.

Toplulukların yaşam pratiğine ilişkin efsaneler; antik çağ anlatıcılarına aittir. Anlatıcıların önce sözlü efsane/ masal uydurdukları ve yazının icadından sonra bu anlatıları yazıya aktardıkları biliniyor. Kuşkusuz bu anlatıların hemen hepsinin konusu, insan ile tanrı ilişkisiydi.

Bilinen bir gerçeklik; insan topluluklarının farklı bölgelerde birbirlerine uzak yaşam sürdürmesine rağmen kurban ritüelini benzer biçimde gerçekleştiriyor olmalarıdır.

Kuşkusuz insan ve hayvanların kurban edilmesinin Dünya’nın farklı bölgelerinde gerçekleştirilmesi; Kurbanın ortaya çıkışının Tek tanrılı dinler kaynaklı olmadığının belgisidir.

SÜMERLER VE HİTİTLERDE KURBAN RİTÜELİ

MÖ. 4000 – MÖ. 2000 yılları arasında bugünkü Güney Irak’ta yerleşik ve kendinden sonraki birçok medeniyete etki eden Sümerlerde kurban ritüelleri Ziggurat adı verilen tapınaklarda gerçekleşirdi. Kurban ritüellerinde genellikle, ekmek, şarap, tereyağı, bal, tuz gibi yiyecekler, kutsal mekandaki Tanrı heykelinin önüne konuluyor, Kurban edilen sığırın sağ ayağı ve böbrekleri kızartılarak Tanrıya ikram ediliyor ve kurban törene katılanlar arasında paylaşılıyordu. Toplu yapılan kurban törenlerinde, hayvanların insanlar için yaratıldığı vurgulanırken, hayvanı kurban etme eyleminin gerekçesi; şu sözlerle ifade ediliyordu;

‘’Koyun insanlığın vekilidir; insan yaşamı için bir koyun vermelidir, insan başı yerine bir koyun başı vermelidir’’

Bu cümle; İslam dininde insan yerine hayvanın kurban edilmesi anlatısına benzer bir durumu anlatır. Tek tanrılı dinlerin kabullendiği bazı anlatıların Sümer anlatılarıyla benzerliği, Sümer efsanelerinin tek tanrılı dinlerin sahip çıktığı anlatılara kaynaklık ettiğinin açık belirtisidir.

Diğer yanıyla benzer anlatılar; insanın kurban edilmesinin insanlık tarihinin ilk döneminden beri var olduğunu ama sonraki dönemde bu gelenekten vazgeçildiğine ilişkin ipuçları veriyor.

MÖ. 17 yüzyılda Anadolu’da yaşayan ve ‘’bin tanrılı halk’’ olarak adlandırılan Hititler için toplu biçimde yapılan törenler önemliydi. Kurban da toplu gerçekleştirilen önemli törenlerden biriydi. Kurban sunumları, katı kurallara bağlı gerçekleştiriliyordu. Topluluğun “pis” saydığı domuz ve köpek kurban edilmezdi. Kurban için tercih edilen hayvanlar; öküz, koyun ve keçiydi. Kurbanın iyi durumda olması gerekirdi. Hititlerde kan akıtmak önemliydi. Kurbanlar boğazları kesilerek öldürülürdü.

Kuşkusuz Ortadoğu bölgesinde ortaya çıkan tek tanrılı din olan İslam’ın önceki toplulukların adetlerini devraldıkları açıktır. Köpek ve Domuz pis olduğunun kabulü ve öküz koyun keçi gibi hayvanların kurban edilmesi, kurbanların boğazı kesilerek öldürülmesi benzerliği şaşırtıcı değildir.

ANTİK YUNAN’ KURBAN RİTÜELİ

Antik Yunan’da ise kurban için seçilen hayvan kan akıtılarak değil, belli parçaları ya da tamamı yakılarak Tanrılara sunulurdu. Bu kurban şekli Hititlerden farklıydı. Tanrı ve Tanrıçaların her biri için; evcil hayvanlar, yabani hayvanlar, kuşlar, balıklar kurban edilirdi.

Ortadoğu bölgesinde ortaya çıkan tek tanrılı dinlerin; Antik Yunan kurban geleneğinden kopuk ve farklı şekillenmesi Ortadoğu’nun Atina’ya coğrafi olarak uzak olmasıyla doğrudan ilişkilidir.

MAYALAR VE AZTEKLER DE KURBAN

İspanyol işgalinden önce Amerika kıtasında, bugün Meksika olarak adlandırılan bölgenin güneydoğusunda binlerce yıl varlığını sürdüren Maya adlı topluluk tanrıya insan kurban ediyordu. Amerika da kurban töreni Avrupa’dan gelen işgalcilerden öncede vardı. Kurban ritüeli, Amerika’ya, Avrupa’dan aktarılmamıştı.

Maya adlı topluluğun gerçekleştirdiği, insanı kurban etme sürecinde; esir alınmış kişide olağandışı bir durum görülürse, bu insanın boynuna pamuk bir ip (ki bu ip kutsal sayılıyordu) bağlanıp, bir yıl tüm istekleri yerine getirilerek yaşatılırdı. Sonunda vücudu gül yağı ile ovulduktan sonra Ay Tapınağı’nda din adamı tarafından kalbi çıkarılırdı. Din görevlisi, bu kalp üzerine elini koyup dua ederek kendi topluluğunu kutsardı.

Mayalar gibi Amerika’da yaşayan Aztekler adlı topluluk da çok farklı formda kurban ritüeli gerçekleştirmişlerdir. Topluluğun gelenekselleştirdiği biçimde; ailenin, ilk doğan çocuğunu veya onun yerine satın alınan köleyi tanrıya kurban etmesi gerekiyordu. Kuşkusuz kendi çocuğunu kurban etmek konusunda “zorlanan” ailenin “esir” kurban etmesi kaçınılmazdı.

Bazı özel günlerde yapılan törenlerde; Kurban eyleminin ön aşamasında; kurbanın kalbi sökülüp atar vaziyetteyken tanrı heykelinin önüne bırakılırdı. Esir cesedinin derisi yüzülüp, törene/bayrama katılanlardan biri tarafından giyilirdi. Deriyi giyinen topluluk üyesinin kurban kanını akıtarak gezinmesi de eylemin parçası olan bir ritüel idi. Tören; kurban edilen insanın eti ve kanı hamura karıştırılarak bir nevi ekmek gibi yapılıp tapınmaya katılan klan üyelerince ortaklaşa yenmesiyle sürdürülürdü. Azteklerde kurban edilen insanın paylaşılarak yenmesi törenin esas ögesiydi.

 KURBAN RİTÜELİ İNSANIN BESLENMESİYLE İLİŞKİLİDİR

Ortadoğu’dan uzak olduğu için çok daha farklı bir kurban ritüeline sahip Aztekler ve Mayalar’da kurban ritüelinin biçimsel farklılık göstermesi normaldir. Hatta antik Yunan geleneklerinden haberdar olmadığı için Ortadoğu kaynaklı bir dinde Antik Yunan geleneğinin izlerinİ aramak da yersizdir.

Bilimsel araştırmalar; farklı bölgelerde insanların birbirinden habersiz ortak ritüellere sahip olmasının nedeninin ortak olduğunu kanıtladı. Beslenmek, barınmak ve üremek ihtiyacını karşılamak insanların zorunlu gerçekleştirdiği ortak pratiğidir. Hayatlarının idamesi için gerçekleştirdikleri pratiğin aynı olmasına doğrudan bağlı olarak insanların ortak geleneğe ulaşmaları kaçınılmazdı.

Bu açıdan bakıldığında; Birbirinden farklı bölgelerde yaşayan toplulukların kültürlerinin içerisinde kimi unsurların aynı olması ve dolayısıyla kurban kesme eyleminin benzer şekilde gerçekleştirilmesi anlaşılır. Kuşkusuz birbirinden farklı biçimde yapılıyor olsa da aynı ritüelin farklı bölgelerde gerçekleştirilmesinin; asıl olarak insanın hayatta kalması için gereksinim duyduğu beslenme ihtiyacıyla doğrudan ilişkisi vardı.

Beslenme ihtiyacını kolay kılması için insanın tanrıya yakarışlarının aynı formda olması da yaşamı sürdürmek için maddi ihtiyaçları giderme arzusunun ortak olmasıyla ilintilidir. İnsanların benzer ritüele ya da geniş anlamda benzer kültüre sahip olması; insanlığın aynı ata insandan (Adem ve Havva’dan) Dünya’ya yayıldığının kanıtı sayılamaz. Ritüellerin varlığı ve farklı topluluklarda benzer biçimlenişi doğrudan insanın maddi ihtiyaçlarını giderme eylemiyle ilişkilidir.

Kurban edilen canlının, öldürmeği gerçekleştiren insanların tümü tarafından yenmesi; kurban ritüelinin esas fikri ve pratik zeminin ne olduğu konusunda kesin ipucu verir.

İlk insan topluluklarında; kurban töreni icat edilmeden önce avlanan bir hayvanın orta yerde, tüm klan tarafından ortaklaşa yenmesi; olağan gerçekleştirilen bir eylemdi.

Kuşkusuz ilk topluluklarda canlı yakalanan bazı hayvanların yerleşkenin orta yerinde kesilmesi ve tüm klan üyelerine pay edilmesi pratiği; insanların tanrı fikrine ulaşmasıyla birlikte değişim geçirdi. İlk ortak canlı kesme pratiği; yeni icat edilen tanrının vakaya kattığı anlama bağlı olarak yeni biçim aldı. İlk dönemdeki basit öldürme pratiği, törenle gerçekleştirilen “kutsal” pratiğe dönüştü

Tanrıya adanan hayvanın yenmesinin, törenin unsuru olması; Kurbanın, insanın beslenmesiyle ilintisini açıklar. Esas olan, kurbanın insanın beslenmesine ilişkin oluşudur; Kurbanı “tanrıya” adama“ esas gibi görünse de ikincildir.

Kurbanı tanrıya adamak suretiyle kutsal değer atfetmek; beslenme ihtiyacını giderecek şeyi tanrının her zaman vermesini sağlamak için yapılandır. Beslenmesini sağlayan tanrıya bağlılığını bildirdiği taktirde beslenme ihtiyacını giderileceğine ilişkin fikri kabul, insanın kurbanı tanrıya adama niyetini biçimlendirdi.

Kuşkusuz av eyleminin iyi (bereketli) geçmesi arzusu; avlanan hayvanın kesim sürecinin törene dönüştürülme fikrini ateşledi. İhtiyaç duyulan besinin yeniden elde edilmesi/ele geçirilmesi için ritüeller icat etmek ve ona sığınmak, yaşam zorlukları altında ezilen ilkel topluluklar için elzemdi. Tarım toplumuna geçtikten sonra İnsanların topraktan elde edilen mahsulün bereketli olması için törenler yapması da; insanın maddi ihtiyacını gidermek için gerçekleştirdiği pratikle, törenlerin doğrudan ilişkili olduğuna örnektir.

 İNSANI KURBAN ETME RİTÜELİ

Henüz tanrı bilincine varılmamış İlk topluluklarda, tanrıya adak söz konusu değildi. Hayvanlar besin maksadıyla avlanıyorlardı.

Gerek tek tanrılı dinler ve gerekse daha önceki çok tanrılı dinler dönemine ait efsaneler; kurban ritüelinin uydurulmuş gerekçelerini anlatır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Tanrı fikrine varılmasından sonra kurban ritüeli icat edildi.

İnsanın kurban edilmesi gibi İnsan yerine hayvan kurban edilme miladı da eskidir.

İnsanın kurban edilmesinin ve etinin yenmesinin gerekçesi ne olabilir sorusuna verilecek yanıt önemlidir. Özellikle esir insanların kurban edilmesi; topluluğun öteki topluluklar üyesi insanları nitelendirmesi ve onlara yaklaşımının arızi olduğunu açıklar. İlkel topluluk kendi dışındaki tüm toplulukları hayvan olarak kabul ediyordu. Öteki topluluklara üye insanlar hayvan sayıldığı için ele geçirildiğinde hayvandan ayırt edilmeksizin kurban edildiler. Tersten de okunabilir; İnsanın kurban edilmesi ve yenmesi; hayvan sayıldığına ilişkin işaretti.

Bir çatışma sonrası ele geçirilen insanının kurban olarak tanrıya sunulması o toplum için “normal” sayılan eylemdi. Öteki insanların hayvan sayılması, insan kurban etmenin, ahlaka aykırı şey sayılmamasının gerekçesi oldu.

Toplulukların, öteki topluluk mensuplarının da “insan” olduğunu kabulünden sonra insanı kurban etmekten vazgeçtiği açıktır. Çünkü insan kendi türünden insanı yemekten imtina etmiştir.

Kurban edilen canlının yenmesi zorunlu olduğu için, insanın yemeyeceği canlıyı kurban etmekten vazgeçmesi de normaldir. Bu vazgeçiş aslında olması gereken ve normal bir pratikti. Topluluk bu vazgeçişi önemsedi.

Tam da bu noktada duruma uygun efsanenin önü açıldı. Önemsediği her pratiğe uygun efsane uydurma becerisine sahip anlatıcı; insanı kurban etmekten vazgeçişe ait efsane uydurdu.

İNSAN KURBAN EDİLMESİ SÜRÜYOR

Önemle belirtmek gerekir ki insanlar, insan eti yemekten vazgeçti; ancak inanç uğruna insanları kurban etmekten vazgeçmedi.

Tek tanrılı dinler, tanrılara insan kurban etme yerine hayvan kurban etmeği öğütledi. Ancak din sürdürücüleri din uğruna gerçekleştirilen savaşları kutsal ilan edip; binlerce insanı toplu ölüme göndererek, tanrıya insan kurban etme geleneğini sürdürdüler. Hala inanç adına gerçekleştirilen savaşlarda insanlar topluca katlediliyor. İlk çağlarda tekil insana ilişkin bir durum olan kurban edilme; sonrası dönemde toplu ölümlerin gerçekleştirildiği törenlere dönüştürüldü.

Bugün hala inanç uğruna insanların katli kutsal yükümlülük sayılıyor ve insan katletmek üzerine yemin (Bu bir nevi adaktır) ediliyor. İnsanlar, kendinden saymadığı insanları inançları nedeniyle öldürmeği kutsuyor. İnsan, amaca feda ediliyor. İlk çağlarda insana musallat olan gelenek sürüyor.

Toplumların sayrılı hali içerisinde yaşamını sürdüren insan, pratiğini inancına ilişkin değerle anlamlandırılmasının cazibesine takılarak öldürmeğe ve ölmeğe sürükleniyor. İnsan öldürme pratiğini kutsal saydığı noktada; gerçekleştirdiği eylemle varoluşunu anlamlandırıyor. Savaş esnasında ya da fiili savaş dışında insanlar amaç uğruna gerçekleştirdikleri eylemle kurban edilmeğe razı oluyor. Amaç için ölmeği /öldürmeği, varoluşunu anlamlı kılan eylem sayan insan yüzlerce insanla birlikte bedenini patlatarak kurban edilmenin nesnesi olmayı kabulleniyor.

Din ve farklı bir ideolojinin dayanak olduğu amaç uğruna insanların intihar eylemi gerçekleştirmesi; insanın amaç saydığı kutsala adak formunda feda edilmesi demektir.

İnsanın katledilmesini kutsal amaç sayan tanrılı / tanrısız dinler, kurumlar, siyasi partiler; başka ad ve biçimde insanı kurban etmeği, maddi ve fikri varoluşlarının gerekçesi yaptı, yapıyor. Bu noktada; İnsanlığın kurban ritüelinden vazgeçmesi, ancak insanın katletme içgüdüsü besleyen “kutsallardan” kurtulmasını sağlayacak koşullara ulaşmasıyla mümkün olabilecektir.

BABÜR PINAR

 

 

Kategoriler:   bilim, Eleştiri/Deneme/İnceleme