Menü

SORU

Bir Soru.

Mektubun bir köşesine ağaç resmi çizdim. Altına da bir çöp adam.

Tuzak.

Bakalım hemen anlayabilecek mi?

Benden iki durak sonra binerdi metroya. Şıkır şıkır giysiler, avize gibi küpeler.

“Giyme şu rugan ayakkabıları !” derdim.

“Seviyorum!” derdi.

“Evet, var. Haber saati dışında açmam televizyonu. Radyo da var. Bir karış elektrik kablosuyla çalışıyor. Cızırtılı mızırtılı idare ediyor.

Hayır deniz kenarında bir pansiyona gitmek istemem. Lunaparka gitmek isterim. Konsere. Meyhaneye.

Yalınayak toprağa basmak isterim. Ayışığında uzun uzun yürümek.”

Leylak rengi bir elbisesi vardı. Leylak ne renk şimdi pek çıkaramıyorum. Rüyalarımda hep o elbise ile. Kirpikleri rimelli.

İçten içe beğendiğimden mi yoksa bir türlü güvenemediğimden mi hep onu düşünürdüm. Söylediklerini tekrar ederdim içimden.

Beş yıldızlı otel konforunda. Banyo, tuvalet, mutfak aynı yer. Meyve ve çamaşır aynı leğende yıkanıyor.

Hep geç kalırdı. Tutarsız şeyler söylerdi. Gülümsediğinde sağ yanağında iki minik gamze.

Toplam üç metrekare. Duvarlar altı metre. Şimdilik rutubetli bir kuyu.

Yakında havalandırmanın üzerine tel örgü çekeceklermiş. Vahşi hayvanlarmışız gibi.

Buraya da patlak gözlü, dişsiz bir aslan çizdim. Onu bunu bırak!

16 yıl önceki randevu. Dut ağacının altında.

Ben kimseye söylememiştim. Sen söylemiş miydin kimseye?

 

 

Kategoriler:   Öykü

Tags:  ,