Menü

SOSYALİST GERÇEKÇİLİK ÜZERİNE

Kuramsal olarak, sanat pratiğinde “toplumcu gerçekçilik” tanımının; Sosyalist gerçekçilik kavramını anlam itibarıyla tam karşılamadığını belirtmem gerekiyor. Sosyalizm, işçi iktidarı biçimini tanımlıyor. Toplumculuk ise bir iktidar biçimini tanımlamıyor. İktidarın inşa ve biçim gerçekliği, sınıfsal iktidar içerisinde, o iktidarın unsuru olan düşünsel akımın gerçekliğinden ayrı tutulmalıdır.

Sosyalist hareketin darbe aldığı dönemlere rastlaması nedeniyle, Sosyalist gerçekçilik yerine “toplumcu gerçekçilik” kavramının kullanılması; geri atılan bir adımdı. Diğer yanıyla bazı evrensel kavramların Türkçe karşılığını kullanmak çabası gereksizdir; maddi temeli olmayan tanım bulma çabasının kavramların içeriğini boşaltma işine katkı olduğu da gerçektir.

Sınıflı toplumlarda, toplumun çoğunluğunun değer yargıları ve beğeni normları, egemen sınıf iktidarını onaylayıcı ve iktidara boyun eğicidirler. İktisadi egemen olan sınıf, siyasi ve ideolojik olarak da egemendir. Bu gerçeği görmeyen ya da görmek istemeyen bir sanatçının “toplumculuğu” bu yapısal durumun cilasıdır.

Kapitalist üretim ilişkileri, Sermaye sahibi sınıfın, ezilen sınıfları sömürüsünü, dolayısıyla insanın sömürülmesini ifade eder. Bir sınıfın ötekini sömürdüğü ve baskı altında tuttuğu bir toplumda; toplumculuk savunusu gerçekleşemez bir durumdur. Kapitalist üretim tarzına karşı çıkmayan her kurum, sınıf, kişi ve her fikir; insanın insanı sömürmesini ve baskı altına almasını açık ya da gizli onaylar veya görmezden gelir. Göz gerçekliğe kapalıysa; yakaya takılan “Toplumculuk”, gerçeğin üzerindeki yafta olur.

Sanatçının sosyal konumu eserinin yazgısını biçimler. İnsana ait her şeyin metalaştığı yerde, kendi yaşamsal ve üretime dönük gereksinimini karşılamak kaygısı; sanatçının, pazarın talep ve gereksinimlerine bağlı üretim yapmaya itekleniş nedenidir. Bu olgu sanatçının kapitalist pazarın baskısını duyumsaması demektir ki; Bu durum egemen sınıf sisteminden bağımsız, “toplumcu” ideali ve duruşu/pratiği altüst eder. Farklı renkte, biçimde ve farklı fikri zeminde çeşitlilik edinse de, sınıflı toplumda sanat ürünü; egemen sınıfın çıkarına organize olan maddi ilişkilerin zorlamasıyla ilişkilenen sanatçının yaratısıdır. Kaldı ki sanatçı; kapitalist sistemin, insanlığın ulaştığı en iyi yaşam tarzı olduğuna inanıyorsa ve belirli ölçekte kapitalizmin nimetinden yararlanıyorsa, ideolojik olarak burjuvadır ve ideolojik yüklenimi sanat pratiğini başından sonuna kadar belirler. Burjuva sanatçı gerçek anlamda toplumcu olmaz ya da “toplumculuk” savunusunun vasfı burjuvacadır.

Alan egemenliğine dokunulmadığı sürece; siyasi ve iktisadi iktidar alanının burjuvaziye kalmasının ve yönetilmesinin; “idol” ilan edilmiş sanatçı için bir sakıncası yoktur. Kaldı ki sınıf iktidarı sömürü ve baskı sisteminin örtünmesi ve cilalanmasında önemli rol üstlenen sanatçının alanına müdahale etmez, “idollerin” yaşamını sürdürmesi için gerekli katkıyı yapar. İdollerin iktidar alanının karşı karşıya kalacağı her tehdit eylem ve düşünceyi; burjuva iktidar, sanatçının, standart üstü yaşam sürdürmesinin zeminini yaratan kapitalist sisteme yönelmiş tehdit sayar ve bu nedenle tehdidi gayri ahlaki ilan eder. Kaz gelen yerden tavuk esirgemeyen kapitalist; pazar velisi olduğu sanatçıyı korur ve kollar. Ancak sanatçı, maddi konumlanışı kapitalist olmadığı için rahatsızdır; kapitalizmin nimetlerinden tam yararlanmadığı için öfkelidir, bu öfke giderek isyancı ruh hali yaratır. Göreceli karşıtlık, özgürlük aşkını depreştirir. Özgürlük aşkı depreşen bireyin karşısına; maddi yaşam pratiği ya da ideali burjuvaca olan insanın, kapitalizmin ördüğü engeli aşamayacağı gerçeği çıkar.

Sınıflı toplumda, egemen sınıf cephesindeki siyasi akımlar gibi sanat akımlarının oluşumu da, doğrudan, sınıflar çatışması temelinde ortaya çıkan fikri çeşitlilikle ilintilidir. Ama düşünsel farklılıklar son tahlilde maddi yaşamın sınıfsal niteliğine bağlı kalır.

Düşünsel çeşitlilik, insanda yanılsama yaratıyor olsa da, özgürlüğün haddini biçimleyen; egemen sınıfın istencinin pratik idealist ifadesi olan sistemdir. Kapitalist Pazar, fikir ve sanat akımlarının sanal özgürlüğünün yaratısını da metalaştırma gücüne /olanağına sahiptir. Burjuvazinin hoşgörüsünün sınırı; ürünü metalaştırabilme durumuyla biçimlenir. Burjuvazi; sistem içi kalmak kaydıyla “sosyalist” yaklaşımlara dahi, “özgürlük” tanır. Kapitalist sisteme karşı bir ayaklanmanın gerçekleşmesi durumunda, burjuva “özgürlükçülük” sınırının nereye kadar olduğu açığa çıkar. Kapitalist sisteme karşı yönelmiş her eylem burjuvazinin tüm unsur ve organının yaşamını tehdit eder. Kendi yaşamsal varlığını savunmak içgüdüsü; burjuva siyasetçinin ideoloğun ve sanatçının “özgürlük” aşkından vazgeçmesini emreder.

Sınıflar arası çatışmanın tam ortasında vücut bulan fikri ve pratik farklılık, burjuva yaşamdan kurtulmanın yolunu açmadı; açamaz da. İnsanın insanı sömürmesini istemeyen ve özgür olmayı savunan insan, bu istencinin kapitalist sistem içinde gerçekleşmediğini çıplak gözle baktığında görür. İnsanın gerçeği görmemesi; kapitalizmin yarattığı olanaklardan yararlanıyor olması ya da kapitalist sistemin ürünü ideolojinin ve organize ilişkilerin etkisi altında, yanılsamalı bilinçle yaşama bakması ile ilintilidir. Üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanların dışında, kendine yarar sağlamadığı, aksine kendine sömürü ve baskı getirdiği halde kapitalizmi yaşam biçimi olarak içselleştirebilen sınıf, toplumsal grup ve bireyin bu yanılsamadan kurtulabilmesi, karşıt bir duruş bilincine sahip olması ile olanaklıdır.

Sosyalizm; üreten insanın kapitalist pazara bağımlılığına son verecek koşulları ve olanakları gerçekleştirmeyi öngören ve bu öngörünün hayat bulmasını; kapitalist yaşamdan kopuşa bağlayan bir karşı duruş bilinci; bir yaşam tarzıdır.

Sosyalizm; kapitalist sistem içinde şey değil; kapitalizme karşı duruş, kapitalizmden kopuş ve rettir. Sosyalizm, burjuva yaşam formu karşıtı ve kapitalizmden devrimci kopuşla pratik ifadesini bulan yaşamdır. Sosyalizm; kapitalizme rağmen, sistem içerisinde kendine yer açan fikri, siyasi iktidar kurabilir olsa da; kapitalist zeminde inşa edilen hükümet biçimi değil; kapitalist üretim tarzının reddi temelinde inşa edilecek iktidar savunusunu tanımlayan yaşam tarzıdır.

Sosyalizm; insanın, estetik ve entelektüel gelişiminin kapitalist ilişkiler hegemonyasından kopmasıyla mümkün olabileceğini öngörüsünü; İnsanlığın kurtuluşunun kapitalist üretim tarzın parçalanmasıyla mümkün olacağı savına bağlı ele alır. İnsanlığın kurtuluşunun; emekçilerin sanat eylemine katılımının gerçekleşmesiyle ve dolayısıyla insanın entelektüel zenginleşmenin ve özgürleşmenin gerçekleşmesi ile bağlantısını vurgulayan sosyalizm; İnsanlığın birikimini, insanın yaşamının biçimlendirilmesini sağlayıcı zenginlik olarak yeniden üretmeği amaç edinir.

Sosyalizm; faşizm, şovenizm ve sömürgecilik gibi insanlık düşmanı politikaların etkisi ile yaratılan sanat ürünlerinin dışında kalan tüm sanat yaratılarına sahip çıkar ve bu sanat ve edebiyat ürünlerini, tüm insanlığın entelektüel kullanımına sunar. Sosyalizm, kapitalizmden bu niteliğiyle ayrı durur. Sosyalizm safında olduğu iddiası taşıyan “halkçı” birey ve grupların; her burjuva girişimine ve üstü örtülü saldırılarına karşı siyasi, iktisadi, ideolojik alanda devrimci, enternasyonal karşı duruşu gerçekleştirmesi, iddialarının arkasında durmalarının gereğidir.

Sosyalist sanatçı; sosyalizmin amacına bağlı olarak sanat pratiğini gerçekleştirir. Bu nedenle; sosyalist sanatçının pratiği, insanı insan yapan değerleri yok eden duruma başkaldırıdır.

Sosyalist sanat ilhamını; emekçilerin kurtuluş düşüncesinden ve devrimci eyleminden alır ve yarattığı ışık ise, emekçilerin özgürlük yolunu aydınlatır. Sosyalist sanat pratiğine yol gösteren felsefe, ilham aldığı yaşam gerçekliğinin ifadesi olarak devrimcidir.

Sosyalist yaşam tarzını içselleştirmeyen bir insanın düşünsel olarak sosyalizmi savunuyor olması gerçekçi değildir. İnsanın fikirleri maddi yaşam tarzından kopuk biçimlenemez.

Devrimci sosyalizm ile güçlü ideolojik bağı olan sosyalist sanatçının temel ilkesi; insanca yaşamanın estetik kazanımla zenginleşmesinin önünü açacak eylemlilikler içerisinde olmaktır. Halkın egemenliği kutsayıcı, boyun eğici, vasfını yansıtan yerleşik tavır ve değerlerinin burjuva kültü olduğu gerçeğinden hareketle sosyalist gerçekçi sanatçı “halkın değerlerine” karşı körü körüne bağlılık ve zaafla yaklaşmaktan uzak durur. Sosyalist gerçekçi sanatçılar inkarcılığa düşmeden, bugüne kadar yaratılmış sanat ürünlerinin insanlığın değeri olduğunun kabulü üzerinden hareketle, bu sanat eserlerinin de; kapitalistler tarafından gasp edilmiş tüm değerler gibi burjuvazinin tekelinden alınarak halkın kullanımına sunulmasını ilke edinirler.

Tıpkı burjuva devrimler çağında burjuva devrimci sanatçıların hedeflediği sanatı feodal soyluların tekelinden kurtarmayı hedeflediği gibi Bugün de Sosyalist sanatçılar; insanlığın öteki değerleri gibi sanatı da yalnızca burjuvazinin hizmetine koşulu olmaktan kurtarıp emekçilerin kullanımına açık duruma getirmeği hedefler. Ama hedefe koyduğu amaca yürürken sosyalist sanatçılar; burjuva devrimin ateşinin sönmesi ile birlikte burjuvazinin devrim sürecine ışık tutan özgürlük düsturundan vaz geçişine koşut olarak sanatçıların da devrimci fikir ve tavrı terk edişini yadsıyarak pratiğine yön verir.

Sosyalist gerçekçilik; düşünürün, sanatçının akıl zorlaması ile icat ettiği felsefi görüş değildir. Sosyalist gerçekçilik; İhamını burjuva devriminin sanat alanındaki etkisinin somut sonucu olan burjuva gerçekçilikten alır. Sosyalist gerçekçilik; burjuva gerçekçiliğin fikri izleyicisi, mirasçısı ve aynı zamanda burjuva gerçekliğinin reddidir.

Burjuva devrimleri döneminde, sanat alanında burjuva gerçekçiliğin toplumsallaşması; burjuvazinin, feodal iktidara karşı yaşam alanını genişletmek için, emekçi çoğunluğu yanına alma gereksinimine bağlıdır. Burjuva gerçekçiliğin bir akım olarak ortaya çıkması da; sınıf savaşımının zorunlu sonucu olarak, burjuva devriminin tarih sahnesinde yerini almasına doğrudan bağlıdır. Sosyalist gerçeklik gibi burjuva gerçeklikte, icat edilen kavram değildir. Burjuva gerçekçi sanatçı, burjuva devrim döneminin maddi koşullarının etkisiyle eserini yarattı. Sanat pratiği tarzının, adlandırılması pratiğin gerçekleştirilmesinden çok sonra yapıldı. Bu süreçte burjuva sanatçının toplumun çoğunluğuyla ilişkisi toplumsal devrim durumu nedeniyle güçlü ve canlı oldu.

Burjuva gerçekçiliğin; burjuva devrime koşut ortaya çıktığı gibi burjuva devrimin sönmesine koşut olarak sönme sürecine girdi. Burjuvazinin gerçekçiliği terk etmesi; siyasi iktidarı alması ve egemenliğini tesis etmesiyle birlikte gerçekleşti. Emperyalizm çağı, burjuva sanatçının burjuva gerçeklikten tamamen uzaklaştığı bir dönemdir. Emperyalizm çağında burjuva gerçekçilik, varoluş koşullarını tamamen yitirdi. Can çekişen kapitalizm, fikri ve estetik yansımasını yarattı.

Burjuva sanatçı can çekişen kapitalizm döneminde iki yol izledi. Emperyalizme boyun eğişin ifadesi olarak romantizm ve insandan umut kesişin, gerçeğin baskısından kaçışın ifadesi gerçeküstücülük. (Kaldı ki gerçeküstücülükte boyun eğişin örtülü biçimidir.) Bu dönemde, tekelci kapitalizmin boğucu hal alması karşısında dehşete düşen ama kapitalizm dışı bir çözümü de olası görmeyen burjuvazinin tepkisi, yaratım sürecine karamsar gerçekçilik olarak yansıdı. Küçük burjuva gerçekçiliği, dönem dönem sosyalist cephede yer alır görünse de, bu akımın sosyalist gerçekçilikle karakter farklılığı vardır. Küçük burjuva gerçekçiliği; sınıfsal karakteri itibarıyla uzlaşmacıdır. Eleştirel olmasına karşın, burjuva sistemden kopamaması nedeniyle kapitalist pazara ve burjuva değerlere bağlıdır. İnsanlığın özgürlüğe ulaşmasının kapitalist sistem içinde olanaklı olduğu savı sanatçının duruşunu belirler. Küçük burjuva sanatçı, kapitalizmin krizi ve krizin ara dönemlerinde soluk alır ve burjuva sanat alanına ruh verir. Kapitalizmin, birey özgürlüğünün zeminini ve olanaklarını yok edişi karşısında küçük burjuva sanatçı çaresiz kalır ve bunalıma sürüklenir. Bunalım, yaratım sürecinde belirleyici rol oynar.

Uzlaşma öngörüsüne dayanan felsefenin, kapitalizmin sınıf egemenliğine dayalı pratiği ile tahribi ve ancak sosyalizmi de sınıfsal kaygıları nedeniyle kurtuluş olarak görmeyişi; küçük burjuvazinin karamsarlığının zeminidir. Bu karamsarlıkla sanatçı, insandan ve insanlığın geleceğinden umudunu kesmenin ifadesi olan “şaheserlerini” yaratır. Karamsarlığının taşıyıcısı sanat ve edebiyat yapıtları, bunalım içindeki toplulukların avuntusu ve acılarını dindirme aracı olur. Kapitalist sistemde bunalımlı insanın ve toplulukların yoğunluğu; bu yapıtlara talebin yüksek olmasını sağlar. Alıcının vasfı ve çokluğu sanatçının; “tuttuğu yola” inancının artmasına vesile olur.

Tutulan yolun doğruluğuna inancın yoğunluğu; sanat yaratım sürecine popülizmin damga vuruş zeminidir. Alıcı ve vericinin duruşu birbirini besler. Burjuva iletişim araçları da bu süreçte ateşleyici rolünü başarıyla oynar. Küçük burjuva sanatçının sanat pratiği, can çekişen burjuva ideolojisine hayat öpücüğü verir. Ancak yanılsamalı bilinçle sanatçı bu durumu inkar eder. Bununla kalmaz; durumu açıklayan her yaklaşımı, “düzen bozucu” ve popüler varlığına düşman olmakla suçlar. Küçük burjuva sanatçı; varoluş olanaklarını irdeleyen insanı, kurumu tehdit ve ihbarla sindirmeye çalışır. K. burjuva sanatçı; hasmına kıyasıya saldırırken, burjuva yüzü üzerindeki boya dökülerek, açığa çıkar.

Sosyalist sanat adına söz eden sanatçıların; küçük burjuva aykırılığı yansıtan fikri, sanat pratiğinde somutlaştırmayı, sosyalist etiketle pazarlıyor olmaları önemlidir. Bu etiket koyma, sosyalist gerçekçiliğe sıçratılan lekedir. Sosyalist gerçekçilik suyu; bu leke sürmeye taviz verildiği ölçüde bulanıklaşır. Sınır çizgisini belirleyici çizmek; ancak sosyalist sanatçının maddi yaşam ilişkilerini, diyalektik materyalist yöntem ile kavraması ve yansıtmasıyla mümkündür. Bu olmazsa olmaz. Örneğin bir şiir yada şarkı metni içindeki birkaç sözcük değiştirildiğinde, eser; İslam şeriatının amacına hizmet eder vasfa dönüşebiliyorsa; eserin diyalektik materyalist yöntem ile üretildiği şüphelidir.

Diyalektik materyalizm; sosyalist gerçekçi sanatçının içselleştirdiği bilinç formudur. Yaşam ve yaratımın biçimleyicisi bilinç olarak diyalektik materyalizmi içselleştiren sosyalist sanatçı, her yeni durumda, yeniden, öngörülen kuramların da yaşananla ilişkisini irdelerler. Ancak sosyalist gerçekçi sanatçı aynı zamanda, nesnenin, somut durumun, toplumsal fenomenin ve eylemin, yalnızca görünen, deneyle kavranabilen yanıyla değil, içsel bağıntılarıyla da ilgilenir ve toplumsal olguların iç bağıntısını, ilişkisini eserine yansıtır. Sosyalist gerçekçi pratiği, kaba gerçekçilikten ayrı tutan ve farklı kılan temel nokta da budur.

Sosyalist gerçekçi sanatçı, kapitalizmin insanı yabancılaştıran, yalnızlaştıran ve sürüleştiren yapısını analiz eder ve bireyi yoksun kılıcı bu ilişkiler sisteminden kurtuluşun gerçekleşeceğini öngörür ve insana ait her zenginliğe sahip çıkar. Sosyalist sanatçı, insana ve doğaya ait her eylem ve durumun ifade ediliş sürecinde, insanlığa ait estetik formları üretiminde kullanır; reddetmez. Sosyalizmi yaşam biçimi olarak içselleştiren bir sanatçı, insanlığın ulaştığı estetiği pratiğinin zenginliği sayar. Sosyalist gerçekçi sanatçının yüzü; umudu tükenmiş, bunalım içinde, bıkkın, tıka basa tüketerek hastalıklı ruhunu avutan azınlığa değil; toplumun devindirici gücünü oluşturan, insanlığın bugününün ve geleceğinin belirleyicisi, umudun ateşleyicisi emekçilerin, insanca yaşam hedefli kurtuluşuna dönüktür.

Sürekli vurgulamaktan bıkmadan yinelemek gerekiyor; Sanat pratiğine insanların tümünün ulaşabilmesinin mümkün olduğu öngörüsünü ilke edinmek, sosyalist gerçekçiliği burjuva sanat akımlarından ayrı tutan esas koşuldur. Emekçi çoğunluğun sanata yönelmesinin koşullarını yaratmak ve her insanın sanatla fiili uğraşma “inceliğine” varmasının yolunu açmak gerekir ve sosyalizm bu görevle yükümlüdür, savı oldukça önemlidir. Bu öngörü, sanat eyleminin “abartılı” kavranışından vazgeçmeği de içeriyor.

Yaratım sürecinde sosyalist gerçekçilik soyuta tapınma eylemini ve dolayısıyla çoğunluktan kopmayı da yadsır. Burjuva ve sözde sosyalist sanatçıların sosyalist gerçekçilikten nefret etmelerinin asıl ve gerçek nedeni, sanatın elit bir grubun tekelinde oluşuna karşı duruş öngörüsüdür. Ya yoksa burjuva sanatçı, “sosyalist” sanat “putlarının” da sanat mabedinde yer almasına itiraz etmedi. Burjuvazi de sanatçıların idolleşmesine destek verdi; kapitalizmin sürdürülebilmesinde idole rol biçtiği oranda iktidar olmasına da alan açtı.

Sanat ürünü yaratma eyleminin bireysel ve farklı yetenek gerektiriyor oluşu; sanatçının, diğer insanlardan farklı olduğu kanı ve savına ulaşmasının maddi zeminidir. Bu kanaat ve sav sanatçının; işçilerin yönetici olduğu bir iktidar biçimine önyargısını da oluşturur. Ya da; sanatçı için “hiçbir yöneticinin olmadığı bir toplumsal sistem gerçekleşmeyecek bir durumdur. Onun eylem çizgisini belirleyen egemen fikre göre; “insanlar eşit değildir, her insan sanat ürünü yaratamaz ve her toplumda sanatçılar ayrıcalıklı insanlar olarak vardır, var olmalıdır.” Sanatçının diğer üreticilerden ayrı durması gerektiği fikrine koşut olarak ürün yaratmasına zemin olan kapitalizme övgüsü şaşırtıcı değildir.

Sanatçıya ideal statüye ulaşma olanağı sağladığı ölçüde; kapitalizm sanatçı için idealdir. Somuttan kopmak, anlaşılmazlığa varmak; çoğunluktan ayrı, ayrıcalıklı durmanın aracı olduğu noktada, burjuva sanatçı için gerekliliktir. Ama tam tersi; bir sanatçının sosyalist gerçekçi duruşunu, elit oluş karşıtı zemine oturtması, olmazsa olmazdır. Sosyalist sanatçı her türden elit tavra ve söyleme karşı çıkmanın gereklilik olduğu öngörüsünden asla taviz vermez. Sosyalist gerçekçilik iddiası; sanatçının, felsefecinin, “elit” varoluş istenç ve eğiliminden uzak durmasını gerektirir. Elit oluş cazibesine kapılmak; burjuva hegemonyasından kopuşu gerçekleştirememenin emaresidir.

Üzerinde önemle durulması gereken ayrımın önemli ögesi olan diğer olgu; Sosyalist gerçekçiliğin, gerçeğin olduğu gibi yansıtılması olduğudur. Somut olanın diyalektik materyalist kavranışı; gerçekliğe bir art niyeti katmaksızın yansıtılması, yaratım özgürlüğünün koşuludur. Somutun ifadesi sürecinde hiçbir kutsal fetişi, uydurma fikri devreye sokmaksızın yalnızca var olanı estetik formla aktarmak; sosyalist gerçekçi sanatçının özgürlüğünün yol açıcısıdır. Gerçeğin yansıtılma sürecinde sanatçı, fetiş önyargısının esiri olduğu ölçüde özgürlüğünü yitirdi.

Sosyalist gerçekçi sanatçı; bireysel hırs ve konfor isteğinin harladığı siyasi/ sosyal kariyer ve ikbal edinme istencinin yarattığı itki ile değil; insanlığın ve emekçilerin kurtuluşuna ilişkin duyarlılığın yarattığı itki ile ürettiğinde özgürdü. Sosyalist gerçekçi sanatçı; yarattığı eserin maddi yarar ve ikbal sağlama hedefinin aracı ya da siyasi ideolojik erk alanı oluşturmanın dayanağı olmasını yadsıyarak sanat eylemini ve sonucunu kültürel ilişkiler sürecine sundu. Yaratım eylemi sürecinde diyalektik materyalist yöntemle elde edilen zenginlikten yararlanarak sanatçı, eserin; toplum ilişkilerinin yanı sıra özel yaşamına da estetik katkı verecek nitelikte olmasını gözetti.

Kaba sosyalist yaklaşımın aksine, sosyalist iktidar içinde dahi, sanatçının, insanlık düşmanı bir eylemlilik içinde olmadığı sürece, siyasi iktidardan özerk yaratım eylemini sürdürebilir olmasını savunmak gerekliliktir. Sosyalist sanatçı, dışavurum sürecinde eleştirel duruşa sahip olabilir; olmalıdır da. Örneğin, Sosyalist toplumda da, silahlanma politikası karşısında; savaş karşıtı ve barış savunucusu olarak tavır alabilir. Sosyalist pratiğin aksayan ya da yanlış olan uygulamalarını, somut durum üzerinden eleştirebilir. Sosyalist gerçekçi sanatçı körü körüne parti ya da önder yanlısı değil, sosyalizm yanlısıdır. Gerçekleşen sosyalizmin gelişmesinin önünü tıkayan hata ve zaafları bugün belirten sanatçı; dün, devlete sırtını dayayarak pratiğini sürdürdüğü gerçeğini gözden kaçıramaz; Bugün ki eleştirisi, dün gerçekleşen eleştiriden uzak tapınıcı duruşunun üstünü örtemez. Sosyalist toplumda “elit” grubun devlet desteğiyle yaratım pratiğini gerçekleştirmesi durumuna itiraz etmeyen insanın; burjuva sanatçıların, ”devlet sanatçılığı” nişanı almasına itiraz hakkı yoktur.

Sosyalizm rüzgarının hızlı estiği dönemde, sosyalist, devrimci kesilen bay ve bayanların, siyasi örgütlerin en has adamı kesildikleri ve sosyalist hareketin semeresi üzerinden “sanat hayatlarını” kurdukları çoğumuzca bilinen gerçektir. Yarın, yine sosyalizm rüzgarı hızla estiğinde bu baylar iştaha ile sosyalist örgütlerin adamı olmaya soyunacaklardır. Bu “sosyalist” kimlikler kapitalist pazarda metalaştırılmış yaşam ve yapıtlarını pazarlama konusunda oldukça yeteneklidirler. Pazarlamacı için alıcının siyasi kimliği önemsizdir. Bu davranışa ilişkin onlarca örnek verilebilir. Sanat alanının köşe başını tutmuş pazar üfürükçüsü eleştirmenlerin, sanat gösterisini barların loş ışığında sergileyen soytarı sanatçıların, sosyalizm üzerine eleştirileri bireysel çıkarına dayalıdır. Bu nedenle, sosyalist hareketin olanaklarını kullanarak toplumsal yer edinmiş ve bugün de yeri geldiğinde geçmişini kullanarak burjuva sanat ve reklam kulvarında sıra kapan küçük burjuva sanatçıların, sosyalist sanatçılara küfür etmesinde gariplik yoktur. Dün, burjuva sanat pratiğine ve sanat eserine küfür ederek sosyalistliğini tanımlayan güç tapınıcının bugün ki tavrı anlaşılabilir. Burjuva sanatçının, sosyalizme ve dolayısıyla sosyalist gerçekçiliğe karşı “cihat” refleksinin temelinde, sınıf içgüdüsü belirleyici unsurdur. Yaratıcının üslubu yaşam biçiminin yansısıdır.

Devrimci sosyalist sanatçı, üretim sürecine “ben sosyalist içerikli bir ürün yaratacağım” diye girmez. Entelektüel varlığının estetik yansıması olan ürününe, sanatçının niteliği, kaçınılmaz akar. Sosyalist gerçekçilik; yaratım sürecinin kılavuzu, aracı değil; İçselleşmiş sosyalist yaşam biçiminin sanatsal yetiyle yaratım sürecine yansımasının tanımlanışıdır. Eser, sanatçının bilincinin yansısını içermeseydi; sosyalist gerçekçilik kavramı ortaya atılmadan önce, sanatçıların sosyalist gerçekçi tanımlamayı hak eden ürün yaratması mümkün olmazdı. Oysa Sosyalist gerçekçilik tanımlaması yapılmadan önce sosyalist gerçekçiliğin ifadesi olan eserler yaratıldı. Bu durum burjuva sanat akımları içinde geçerlidir. Burjuva sanatçı; varlığının burjuva niteliğini ürününe taşıdı. Sanatçının pratiği ve eseri; tanımına vesile oldu. Küçük burjuva yaşam sürdüren sanatçının, toplumsal ve dolayısıyla bireysel kaygıları, yaşam tarzı, düşünüş biçimi yaratım sürecine yansır. Sanatçı ben şu ya da bu felsefi akıma bağlı eserimi yaratacağım dediği için eseri öyle biçimlenmez. İdeolojik yüklenimi, yaratım sürecini belirler ve sanat yapıtı yüklenimini içerir. Sürecin felsefi adlandırılması sonra gelir.

Burjuva sanatçının, sosyalist nitelikli ürün yaratımı ve sosyalist gerçekçiliği benimsemesi; “devenin hendekten atlaması” kadar zordur. Bu nedenle sosyalist sanatçı, yolunda ilerlerken burjuva sanatçıyı ikna etme çabasına girmez.

Hiçbir sanatçıya neden metafizik yöntemi içselleştirerek burjuva egemenliğine koşullu üretiyorsun diye sormadım; sormuyorum da. Çünkü biliyorum ki kapitalist yolu izlemeleri onların iradelerini esir alan toplumsal sürecin sonucudur ve bu durumu aşmaları zor ve hatta olanaksızdır. Değişim, toplumsal bir altüst oluşa bağlıdır. Toplumsal altüst oluş koşulunu ve “kıyamet gününü“ duyumsayarak kapıldığı kaygıyla burjuva sanatçının; sosyalizme saldırısı; değişime “ayak diremesinin” göstergesidir.

Açıktır ki sanatçılar; esiri oldukları sisteme karşı tavrın ifadesi olarak kapitalist iktidara başkaldırmadıkları sürece bunalımları sürecek ama sosyalizme saldırarak azda olsa acılarını dindirecekler. Ama sosyalizm alternatifi var oldukça, onların korkuları da hep olacaktır.

Herkesin korkusu kendine.

 

BABÜR PINAR

 

Kaynak: Sanat ve İktidar / BABÜR PINAR – Nitelik Kitap yay. 1. BASKI

Kategoriler:   Eleştiri/Deneme/İnceleme, Sanat Kuramı