Menü

STUDIUM – PUNCTUM / Tarık Yurtgezer

 

Ben burada İbrahim Demirel’i anlatmayacağım. Çünkü İbrahim Demirel adı bile tek başına çok şeyler anlatır. Ben İbrahim Demirel’in Yukarıdaki fotoğrafı üzerine konuşmak istiyorum.

Aşağıdaki fotoğrafı görür görmez aklıma Fransız düşünürü Roland Barthes ve onun meşhur kitabı Camera Lucida geldi. Bu kitap biz fotoğrafçılar için bir “kült”tür. Barthes bu kitabında bir fotoğraf çözümlemesi yapar. Bazı fotoğrafların diğer bazı fotoğraflara göre kendisini neden etkilediği üzerine düşünür. Sonunda bir fotoğrafın kendisinde yarattığı etkiyi temel almaya karar verir. Ona göre, bir fotoğrafta ilişki kurduğu iki öge vardır: Studium ve Punctum.

Barthes’a göre baktığım fotoğrafta tanıdık ögeler vardır. Bunlar Studium’dur. Yani Studium’un, bilgi ve kültürümün bir sonucu olarak tanıdık bir uzantıya sahip olduğunu söyler. Fotoğrafta gördüklerim bana yabancı olmayan şeylerdir. Fotoğrafta gördüğüm bu tanıdık şeyler beni cezbetmez, çünkü bu kavrayış yüzeysel bir kavrayıştır, derinliği yoktur.

Barthes, Studium’u fark etmenin fotoğrafçının niyetleriyle de karşı karşıya gelmek, onlarla uyum içinde olmak, onları kabul veya reddetmek ama onları her zaman anlamak demek olduğunu söyler. Çünkü Barthes’a göre Studium’un geldiği kültür, yaratanlarla tüketenler arasında bir anlaşmadır. Studium bir çağrışıma sahiptir ve bu sayede biçimlere, yüzlere, hareketlere, mekânlara ve eylemlere kültürel olarak katılırım.

İkinci öge Punctum ise Studium’u kırar veya deler. Barthes’a göre Studium’da olduğu gibi Punctum’u bu kez arayıp bulan ben değilimdir. Bu öge fotoğrafın içinden bir ok gibi fırlar ve bana saplanır. Punctum’u algılamak için hiçbir çözümleme iş görmez. Barthes, bu ayrıntının tıpkı bir patlama anı gibi bütün okumasını etkilediğini, kendisini tetiklediğini, küçük bir şok, bir Satori[1] uyandırdığını söyler. Ona göre Punctum’un okunması çabuk ve etkilidir ve bu haliyle bazı fotoğrafları Haiku[2]’ya yaklaştırır.

Sonuçta Barthes, Studium’un her zaman kodlanmış, Punctum’un ise kodlanmamış olduğunu söyler ve hemen, isimlendirebildiği yani tanıdığı şeylerin kendisini gerçek anlamda delemeyeceğini de ekler.

İbrahim Demirel’in aşağıdaki fotoğrafına baktığımızda hareket halinde bir tekne görüyoruz. Durgun bir suda hareket ediyor. Belli ki dalgakıranın arkasındaki bir limandan çıkmak üzere; bu liman Türkiye’de bir yer. Bunu teknenin üzerindeki “CAMCIALİ” yazısından anlıyoruz. Teknenin tamamı kadraj içerisinde değil yani açık bir kompozisyon söz konusu; kaptan köşkünün çok az bir kısmı görünüyor. Tekneyi kullanan kişinin sadece göbek kısmı var görüntüde. Burada hemen Gestalt algımız devreye giriyor ve tekne zihnimizde tamamlanıyor. Teknenin üzerinde bir balık kepçesi görüyoruz ve bunun bir balıkçı teknesi olduğunu anlıyoruz. Tüm bu ögeler tanıdığım şeyler, bütün bunları bilgi ve kültürümle kavrıyorum. Yani bunların hepsi Studium.

Ama fotoğrafta bir öge var ki, Barthes’ın deyimiyle fotoğraftan fırlıyor ve gelip bana saplanıyor. Teknenin sancak tarafında su yüzeyinde bir parça kırmızı biraz sarı ve bir o kadar da turuncu yansıma ve onun kırıklı yapısı beni öyle bir etkiliyor ki Studium ögeler gibi onu kodlamak mümkün olmuyor. Bende yarattığı etkiyi kelimelerle anlatamıyor, sadece yaşıyorum. İşte İbrahim Demirel’in bu fotoğrafının Punctum’u; bilgi ve kültürümle asla çözümleyemeyeceğim ama beni çok etkileyen ve fotoğrafı da yapan öge bu.

Tarık Yurtgezer

 

DİPNOT:

Fotoğraf: İbrahim Demirel
[1] Satori(aydınlanma): Zen Budizm’de kişinin aydınlama anı.
[2] Haiku: Dünyanın en kısa şiiri sayılan Japon şiir türü.

Kategoriler:   fotoğraf, Sanat Kuramı