Menü

“BİR DAĞ MASALI” / KARDELEN PINAR

 

İstanbul Modern sergileri, “meşhur” Galata Port projesi yüzünden bir süreliğine geniş alanlarından ayrılmak zorunda kaldı. Beyoğlu Pera’daki geçici yerinde bir sıkışmışlık hissi hakim olduğundan, eskisi gibi bir havası yok tabii, fakat 12 Mayıs’a kadar sürecek olan “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı” fotoğraf sergisi tüm o sıkışmışlık hissini ortadan kaldırıyor ve size derin bir nefes aldırıyor.

Tümü siyah beyaz olan fotoğraflar adeta sergi salonuna güneş doğuruyor.. Hepsi birbirinden güzel fotoğrafların önünde durup izliyorsunuz ve Yıldız Moran’ın baktığı yerden bakabiliyor, derinliği anlamlandırabiliyorsunuz, kalbiniz Anadolu’yu karış karış gezmiş olduğu anlaşılan fotoğrafçının duyumsadıkları ile yüzünüzü yumuşatıyor ve tüm yaşanmışlığın, her birinin kendi tarihselliğinin tek bir ‘an’a biriktiğini hissedip coşkulu bir mutluluk ve hüzün karışımı bir duygu kalıyor içinizde. Gerek teknik açıdan, gerekse estetik açıdan muazzam fotoğraflar olduğunu düşünüp, bir fotoğraf sanatı takipçisi olarak Yıldız Moran’ı neden daha önce duymamış olmama üzüldüm ve bir küçük araştırma yaptım kendisiyle ilgili.

Kendisi 1932 yılında doğmuş, 1950 yılında Robert Koleji’nde son sınıftayken okulu bırakıp İngiltere’ye gitmiş ve 1950-1952 yılları arasında İngiltere’de Bloomsbury Technical College’de ve Ealing Technical College’de fotoğraf eğitimi gördükten sonra, Olde Vic Tiyatrosunun meşhur fotoğrafçısı John Vickers’in yanında fotoğrafçılığa başlamış. İlk sergisini 1953 yılında Cambridge’de açtıktan sonra 1954 Londra’da üç sergi daha açmış. İspanya ve Portekiz’i kapsayan bir fotoğraf kitabı hazırladıktan sonra, 1954 yılında Türkiye’ye dönmüş ve 1955-1962 yılları arasında pek çok ulusal ve uluslararası sergiler açmış. Daha sonra 1963 yılında şair Özdemir Asaf ile evlenmiş ve üç çocuk sahibi olmuş.

Bu başarılı sürüp giden hayatın sonunda ise maalesef kapitalist sistemin dayattığı toplumsal kadınlık rolüne yenik düşmüş. 1983 yılında Ses Dergisi’ne verdiği bir röportajda, kendisine sorulan “Fotoğrafçılığı nasıl bıraktınız?” sorusuna, içim acıyarak okuduğum şu yanıtı vermiş : “Birden 24 saatimi bu konuya mı vereceğim, yoksa daha önemli konular var mı benim için diye düşündüm; Daha önemli şeyler olduğuna karar verdim ve 12 yıl sonra bıraktım bu işi.”

Bu üzücü cevap bana mücadeleyi sürdürme noktasında insana ait eksikliği hatırlatıyor ve bir sanatçının sanatçı kimliğini koruması gerektiğini, aslında sanatçının insan odaklı olmayan sistemin dayatmaları karşısında kendi kimliğini korumasının başlı başına bir mücadele başlığı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı adıyla bilinen, hakkında Fotoğrafın Şairi denilen üretken ve estetik algısı yüksek, çalışkan bir kadının toplumsal bir anlamı da olan bu kişisel mücadeleden kaçınıp kendisi gibi sanatçı olan şair Özdemir Asaf’ın gölgesinde kalmış olması ve bunu bilerek ve isteyerek yapması feda etme halini anımsatıyor bana.

Bu kırıcı durumu kendisinin; “…ve kişinin fotoğraf çekmediği zamanlarda çok düşünmesi, geniş bir görüş açısı, hayat felsefesi oluşturması mutlak gereklidir.” demesine rağmen, maalesef sınıf bilincinin gelişkin olmadığını düşünerek, belki de sınıfsal konumu dolayısıyla sınıf mücadelesi ve  kapitalist pazar odaklı sistemin dayatmalarına karşı sanatçı ve hatta kadın sanatçı mücadelesine kafa yormadığını düşünüp geçiyorum ve “Şiirselliği olan her şey sanat fotoğrafının konusudur” sözüyle müzisyenlerin, edebiyatçıların, fotoğrafçıların ürettiklerinin estetik ile olan ilişkisini sorgulamayı bir kez daha düşündürdüğünü hatırlayarak, kendisinin naifliği ve güçlü bir derinliği aynı anda sunan, etkileyici fotoğraflarına dalıyorum.

Not: Yıldız Moran’ın sergisini 12 Mayıs’a kadar İstanbul Modern’de Pazartesi hariç ve Perşembe günleri ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

Kategoriler:   fotoğraf